Pazartesi, Mayıs 23, 2022
Ana SayfaSon DakikaSon dakika: Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan açıklamalar

Son dakika: Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan açıklamalar

Cumhurbaşkanı (kamubaşkanı) Erdoğan’dan açıklamalar

Cumhurbaşkanı (kamubaşkanı) Recep Tayyip Erdoğan, Zindan’dan Mehmed’e Mektup Gösterimi ve “Reis Bey” Tiyatrosu Vizyonu etkinliğinde açıklamalarda bulunmuş oldu.

Cumhurbaşkanı (kamubaşkanı) Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyleki; “Ortalama 39 yıl ilkin uğurladığımız düşünce, dava ve aksiyon kişiyi Necip Fazıl Kısakürek ustayı rahmet ve şükranla yad ediyorum. Ustayı layıkıyla yad edeceğimiz bu programda alın teri döken Mehmet ve Osman ile Şeyma ve Emrah kardeşlerimiz başta olmak suretiyle her insana teşekkürlerimizi sunuyorum.

Bu yılki anma programının anma temasını ustanın Toptaşı Cezaevi’nde yazdığı Zindandan Mehmed’e Mektup şiiri oluşturuyor. Gelecek yıl Sakarya şiiri çevresinde şekillenecektir.

‘HAMDOLSUN AYASOFYA ÜSTADIN DEDİĞİ GİBİ AÇILDI’

Vefat günü ikindi namazına Ayasofya Camii’nde hatim duası yapılacaktır. Usta, Ayasofya açılacak, Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen tüm mânalar, zincire vurulmuş masumlar benzer biçimde onun arasından fırlayacak!..Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik etmiş sanılan kötülerle, fenalık etmiş sanılan iyilerin gizli saklı dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek!

Hamdolsun Ayasofya ustanın söylediği benzer biçimde açıldı. Necip Fazıl Kısakürek diyince aklımıza ilkin onun şairliği geliyor. Şairlerin Sultanı’ydı. Bunun yanısıra tartışmasız bir hatipti. Konutlara, kahvehanelere, konuşma salonlarına kürsülere sığmayan çabalamanın yılmaz öncüsüydü.

‘BU HANDAN GEÇERKEN BIRAKACAĞIMIZ ESERLER ÇOK ÖNEMLİ’

Büyük Doğu’nun usta muharriri, büyük mütefekkiri mukaddes emanetin dönmez dava eriydi. Yaşamış olduğu dönemin karanlıkları aydınlatan kameriydi. Geçmiş ile köprülerin atılmış olduğu, bağlantının koparıldığı zamanlarda kitap, yazı, piyes ve hitabetiyle kabalıkların ve kalabalıkların karşısına çıkmıştı.

İnsanların gönül tellerini titreten yazıları ve sözleriyle aralarında bizim de bulunduğumuz nice nesillerin yaşamını etkilemiştir. Bigün yargıcın ‘artık senden bıktık ne vakit karşımızda olmayacaksın’ denildiğinde, ‘Siz burada hancı ben de bu davada yolcu çok ben bu hana daha fazlaca uğrarım’ ifadesidir. Sorun hancı yolcu meselesi. Ikimiz de bu yerkürede yolcuyuz.

Bu handan geçerken bırakacağımız eserler fazlaca mühim. Usta anlaşılması ve anlatılması son aşama güç bir sanatkârdı. Onun zekası ve muhayyilesi düşüncenin dehlizlerinde o şekilde bir deveran ederdi ki, peşinden yetişmek mümkün değildi.

Edebiyatın tüm sahalarında eserler vermiş olmakla beraber gün alanında yazdıkları geç kalmış hesaplaşmanın vasıtasıydı.Silinmiş, unutturulmuş, çarpıtılmış, ters suret edilmiş zamanı asli şekline döndürmek benzer biçimde çetin bir göreve aday olmuştu.

‘DAVASI UĞRUNA BEDEL ÖDEMEKTEN KAÇMADI’

Osmanlı, Cumhuriyet (ulusal egemenlik) Türkiye’si, tek parti süreci, cemiyet ve siyasetle alakalı hakikatleri korkusuzca belirtti. O güçlüğü, meşakkati, çileyi seçti. Davası uğruna karşılık ödemekten kaçmadı. Mağduriyete ve mahkumiyete karşın, umudun, kurtuluşun, diriliş ruhunun deposu Türkiye’dir demekten bir an olsun geri durmadı.

Şerefi, izzeti, güzeli, estetiği dışarıda arayanlara vatan coğrafyasını, tohum halinde çekirdek görmüş olduğu Anadolu’yu ve ülkemizi im etti. Kadim medeniyetimizin bu topraklarda tekrardan yükseleceğine bütün kalbiyle inanıyordu. Eserlerinde sık vurguladığı Türk kavramıyla Selçuklu ve Osmanlı’dan tevarüs ettiğimiz değerlere sahipleniyordu.

‘BİLEĞİNİ BÜKEMEYİP HAKARETLERLE ALT ETMEYE ÇABALADILAR’

Ustanın heyecanlı dili, üslubu sevenleri amacıyla numune-i imtisal oldu. Öz vatanında parya muamelesi gören bu millet gün sahnesine yine çıkmak amacıyla gereksinim duyan özgüveni onun kelimelerinde buldu. Necip Fazıl bu millete kimsenin icazetine, inayetine yoksul olmadan ruh kökünden almış olduğu güç ve cesaretle var olabileceğini gösterdi.

Şiirin gücüne, eserlerinin kalibresine, mücadelesinin örnekliğine karşın baskılara boyun eğmediği, aydın zorbalığına teslim olmadığı amacıyla takunyalı, gerici, süper mürşit benzer biçimde aşağılamalara maruz kaldı. O günlerin kimi zaman gazeteleri her mahkemeye çıkışını bayağı kutlama benzer biçimde müjde edasıyla manşetten duyurdular. Kimi zaman gazeteciler düşünce, kalem, kelamla bileğini bükemedikleri Necip Fazıl’ı hakaretlerle alt etmeye çabaladılar.

‘ULU HAKAN KİTABI BİR DAVA MANİFESTOSUYDU’

Bu saldırılara, hoyratlıklara yalnızca kitapla, şiirle yanıt veren bir Necip Fazıl vardı. Usta düşüncesi ve anılarıyla aramızda yaşamayı Tanrı’a hamdolsun sürdürüyor. Ustanın eserleri bizim neslimizle beraber gençlerimizin yolunu ve ufkunu aydınlatmaya devam ediyor. Kalemini davasının kılıcı yapanlarla, kökü dışarıda ideolojilerin maşalarıyla arasındaki fark işte budur.

Necip Fazıl bugünkü Türkiye’yi idrak etmek amacıyla ilkin Sultan II. Abdülhamit’in anlaşılmasının gerek olduğuna inanıyordu.

Yüce Hakan kitabı bir dava manifestosuydu. Daha Sultan Abdülhamit’e husumet besleyenlerin, utanmasızca dil uzatanların, onunla hesaplaşma ardında koşanların bulunduğunu gördükçe ustanın tespitlerin doğruluğunu yine yine anlıyoruz. Çağlar geçse de ne yazık ki bu ülkenin gelişme ve tarafları asla değişmiyor.

‘DAVA BAYRAĞINI DAHA İLERİYE TAŞIMAK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCU’

Normal olarak Necip Fazıl tartışılmaz, karşılaştırma edilmez değildir. Ülkedeki bütün düşünce hareketlerin arasında kendi bulunmuş, devrinin bütün sınamalarından mazi adın şahsen iç yolculuğunun sıkıntılı ve meşakkatli geçmesi kadar doğal bir şey yoktur. Ustanın özü hakkında im etmiş olduğu en mühim konuşma düşünce namusudur.

Ustanın düşünce namusu hassasiyeti yapmış olduğu tespitlerin, beslediği ruhun milletimizin ufkunu aydınlattığı bilincini harekete geçirdiği bir gerçektir.

Necip Fazıl’ı okumak, idrak etmek, onun açmış olduğu yolu yükselttiği dava bayrağını, ruhu ve manasıyla devamlı daha ileriye taşımak hepimizin boynunun borcudur. Düşünce dünyası çoraklaşmış, ruh dünyası daralmış, heyecanı körelmiş, azmi kırılmış milletin ne büyük davaları taşımaya ne de kuvvetli gelecek yapı etmeye takatı yeter.

Siyasette, düşüncede, edebiyatta, yaşamın her alanında tek başına da olsak, kalabalıklar arasında ancak da kalsak bu çabalamayı vermekle mükellefiz. Zafere ulaşırsak ne güzel, ulaşamasak bile çabalamanın özü bile biz faniler amacıyla en büyük onur payesidir.

Ustanın ve öteki büyüklerimizin hayatlarına adadıkları davanın sonuçlarını de inşallah birer birer görmeyi sürdüreceğiz. Biz değilse bizlerden sonraki soylar bunu sağlayacaklardır.”


BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

GÜNDEM

SON YORUMLAR