Pazartesi, Mayıs 16, 2022
Ana SayfaMagazinKimliklerden Can'a | Yaşam

Kimliklerden Can’a | Yaşam

Bütün kimliklerinizden sıyrılma imkanınız olsaydı, kim olurdunuz?

Sizi siz meydana getiren birşeyler nedir?

Annenizin ve babanızın evladı olmadan ilkin siz kimdiniz? Buna ilişkin bir şey hatırlıyor musunuz?

Hatırlamayız…

Bir hayli inanç sistemine nazaran yerküreye gelişimizin bir gayeyi var. İlginç olan şu ki, bütün insanların bir gayeyi var ve bütün bu insanoğlu birbirine asılı. Bir şahıs yok ki hayatındaki başkasına asılı olmayan ögeler olsun. Soluduğumuz hava bile bunu anlatmaya yeter. Pasifik’te bir adada bile yaşasanız, dünyanın öteki ucunda atmosfere bir fabrikanın bacasından salınan gazlar atmosfere karışıp soluduğunuz havayı etkiliyor. Birbirimizin almış olduğu nefesi etkiliyorsak, doğduğumuz andan başlayarak birbirimizi etkilemeden yaşamamıza olanak yok. Öyleyse aldığımız nefese karışan her şeyden mesulüz. Her nefesle kanımıza karışan oksijende de zehirli gazda da sorumluluğumuz var. “Hayır” demediğimiz zehirli gazda da “Evet, devam” diye söylenen ve koruduğumuz, en azından ziyan vermediğimiz havada da sorumluluğumuz var. Buradan başlayarak tarihi geriye doğru sarsaydık, nelerde sorumluluğumuz vardı, anlardık. Nefesi hesaba katarak görünen o ki her şeyin parçasıyız. Her şeyle biriz. Bunu bu şekilde hayal etmek kimi zaman basbaya tahammül edilemez bir düşünce olabilse de rastgele bir kabristana gidip etrafa bakındığımızda, karışacağımız toprağın döngüsüne dikkatimizi verdiğimiz süre koca dünyanın arasındaki yerimizi hatırlarız. Peki ya ruh?

Seneler ilkin bir hekimin verdiği röportajda okumuştum. “Ne yaparsak yapalım, can diye bir şey var” demişti. İnsan vücudunu bütün mekanik bilgilere nazaran iyileştirmeye çalışırken, bütün prosedürlerin uygulanmasına karşın emek harcamayı sona erdiren bedenin arasında farklı bir gerçekliğin bulunduğunu kabul ettiğini dile getiren tabip… Yapılabilecek her şeyi yapmasına karşın bedenden çıkıp giden bir can ve önlerinde kalan kıpırdamayan gövde…

Hayata halinde olmak güzel.

Sözü şuna getireceğim. Bir bedenimiz, bir de canımız var. Bir de arasında olduğumuz, sayısız bölüme bölünmüş varoluş. Bütün bunlarla ne yapıyoruz, işte orası bizlere kalmış.

Gündüz çay içmek istediğimde önümde duran poşet çay ile dökme çaya bakarken bunlar uçuştu zihnimde. Elimdekilerle ne yapıyorum? Hangisini seçiyorum? Kendime ne yapmayı seçiyorum?

İçinde bulunduğunuz bu ana bakın hemen. Ana bakmak amacıyla gözlerinizi kapatın. Şundan dolayı “an” diye söylenen şey de halimiz aslen. Halinize bakmak amacıyla de gözlere değil, içe bakışa ihtiyacınız var. Gözlerinizi kapatın ki içinize daha basit dönün. İçinize bakın, halinizi hissederek… Gönül gözü adı verilen şey, şahsen şeklini hissetmeden, bilmeden olmaz. Bütün bedeninizi tarayın, nefesinizi izleyin. Neresi sıkışık, neresi var fakat yok, neresi ne diyor… Sonrasında isterseniz açın gözünüzü, elbet kulağınızı da… Duyumlarınızla beraber mekan yüzünde hissedin kendinizi.

Hemen canıma sorma tarihi. “Bütün bunlarla ne yapmayı seçiyorsun?” İşte o terçih aslen şahsen “Can” parçanıza götürüyor. Gövde parçanızla deneyimlediğiniz dış dünyadan Can’ın hakiki arzusuna götürmüş olan yol, bedene (gövdeye) yaptıklarımızdan, gövde ile yaptıklarımızdan geçiyor. Bedene (gövdeye) giydirdiklerimiz, yedirdiklerimizin, gövde ile gösterdiklerimizin tamamı Can’a giden yolun önünü kapatıyor. Can’ın önünü açmak içinse ona sormak gerekmekte.

Sevgi ve dostlukla…

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

GÜNDEM

SON YORUMLAR