Pazartesi, Mayıs 23, 2022
Ana SayfaMagazinGerçek yaşamın izleri | Yaşam

Gerçek yaşamın izleri | Yaşam

“Bizim zamanımızda” derlerdi benim çocukluğumda. Bu cümleyi oldukça sık duyardık. “Çocuklar karışmaz” da derlerdi. Onlara da o şekilde söylenmiş. Kimi zaman babalar evlatları uykularında severmiş, şımarmamaları sebebi öne sürülerek… Sonrasında devir değişti. Her devrin değişmiş olduğu benzer biçimde. Musluklardan sular süratli akmaya başladı. Taslardan ab da diyebileceğimiz su dökerek meydana getirilen banyoların yerini değişik aromaların buluşmuş olduğu duş jellerinin hakimiyeti aldı. Plastik şişelere doldurulmuş kimyasalları cildimize boca ederken bir beyaz sabunu köpürtme hareketinde yaşadığımız tahammül normal olarak yoktu. Şu sebeple süratli köpürmeyi sağlayıcı kimyasallar oldukça bireye para kazandırıyordu.

Bir hayli şeye alıştık. Tatlı geldi, basit geldi, cazip geldi. Bozulunca yenisini aldık. Hemen soba başlangıcında kurutulan saçları anlatıyoruz birbirimize. Şunu da dile getirmek isterim ki bu bir güzelleme yazısı değil. “Ne var ise mazide var” diye noktayı koyamayız. Şu sebeple o şekilde de değil. Huzurlarınızda sesli dertleneceğim. Z kuşağı, Y kuşağı benzer biçimde bilumum kuşaklardan parçalar taşıyan bir zihnin değerlendirmesi. “Neydi bizim günahımız?” sorusunun yanıtını özünde arayan bir sesli hergün. İnsan olma günlüğünde bugün nasibimize ne düştüyse…

Her devrin kendince yenilikleri var. Taze kuşak ile eskinin içinde düşünce ayrılıkları, alışması süre yer gelişimleri var. Fakat bu devir farklı devir. Öyleki bir vakte doğmuşuz ki, ayaklarımızın aşşagıda sağlam bir zemin duygusu bulmak oldukça güç. Dijital desen dijital değil, organik desen organik değil. Tümü bir geçiş yaşıyor. Averaj bir insanoğlunun hayatında göreceği değişimlere bakılınca biz oldukça şey gördük sanki, ne dersiniz? Tümünü yaşamış olmak da koşul değil. Televizyonlarda canlı gösterilen Körfez Savaşı’ndan başlayarak bile düşünürsek göreceğiz ki hem canlı izlediklerimiz hem de geçmişin rahatça erişebildiğimiz görüntüleri, dimağlarımızda inanılmaz bir birikim yarattı. Her insanın şuuraltı fantastik bir film sahnesi. Hele ki ekranlarla büyüyen evlatların iç dünyalarının görsel duvarları yüzbinlerce uyaranla sıvalı. Bu denli karmaşayı insanlık ne meydana getirecek, hakkaten bilemiyorum. Yetmezmiş benzer biçimde kendimizi sığdıramadığımız yerkürede elektroniğin dibini sıyırarak dijital kainat yapı etme sevdasına düşüldü. İstemem, kalsın. Birkaç metrekare toprağı işlemeyi bilmeyen, ömür bilgisi olan onlarca şeyde pratiği olmayan, yaşamış olduğu toplumun olgun kişilerinden “el” almamış insanoğlu yığını şahsını bir dijital gözlüğe atsa ne olması bekleniyor? Siz de buna yaşam mı diyorsunuz?

“Evli biriyim, iki çocuk babasıyım. Bir halk kuruluşunda işyar olarak çalışıyorum” denirdi yarışma programlarında. Hemen iki çocuğu olan baba olmak da farklı türlü… En durağan görülen hayatlara haiz insanoğlu bile ansızın muhteşem acayipliklerle sınanabiliyor. Sanki insanlığın çivisi çıkmamış, temel yaşamsal gereksinimler tıkır tıkır karşılanabiliyormuş benzer biçimde, insanlığın acı çeken mensuplarına sırt çevrilerek kaynaklar bir fanteziye harcanıyor. Bir durun, yavaş gidin, sıraya koyun Tanrı aşkına. Fakat yok… Senelerdir Amerikan filmleriyle sinir sistemlerimizin ağır ağır alışmış olduğu acaip sesler, resimler, vakalar ve karakterler hemen Metaverse yada namına her ne dersek diyelim, süre arasında neye dönüşürse dönüşsün, topraktan yetişme, yağmurla yemek yeme, gün ışığıyla gelişme, rüzgarla çoğalma özelliği taşımayan her türlü gerçeklik dışı şeyin evreninde bizi “düzgüsel” hayatlara mı hazırlamış olması bekleniyor? “Taze gerçeklik bu” denildiğini de duyuyorum. Değişmek, gelişmek, ihtimallere vesile sunmak normal olarak güzel. Sadece mevcut gerçeklik neyimize yetmedi, emin olun ki bilemiyorum. Teknoloji yaşamı kolaylaştırmak amacıyla var ise, biz bunun neresindeyiz? Taze dünyanın gereklerine ahenk sağlarken ümit ederim kişi olarak kendimize saygımızı yitirecek hale gelmeyiz.

Bakırın, taşın, yünün, kilin, kerpicin, ahşabın özlemini çekiyorum. Bu tarz şeyleri kredi kartıma taksitle satın almak istemiyorum. Anneannemin, babaannemin anıları içinde hakiki hayatın izlerini ve kokusunu aramaktan yoruluyorum. Bu şekilde bitkinlik halinin bulunduğu bigün, içimde yükselenlere dikkatimi getiriyor, “şuncacık 41-42 senelik kişi halimle şu zamanda ben ne yapabilirim?” diye kendime soruyorum. Anneannemden kalan çetiklere bakıyorum. Hayatın bilgisi o örgüde, o örgünün desenlerinde. O malumatı kalbime çağrı ediyorum. Bir yerlerde buluşacağız, biliyorum.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

GÜNDEM

SON YORUMLAR