Perşembe, Mayıs 19, 2022
Ana SayfaMagazinSezgisel ebeveynlik | Hayatın Sesi

Sezgisel ebeveynlik | Hayatın Sesi

Bir çok mevzuda oldukları benzer biçimde ebeveynlik mevzusunda da bugün doğru kabul edilen bir hayli düşüncenin ilerleyen bir süre diliminde hatalı oldukları kanısına varıldığına tanıklık edebiliyoruz. Binlerce ebeveynlik kitabı ve yüzlerce “uzman” tavsiyesi içinde; şahsen örneksiz ebeveynlik serüvenimizi yaşamaya istediği ettiysek; bu mevzuda karşımıza çıkan derhal her bilgiye şüpheyle yaklaşmalıyız.

Bugünün anne babaları çocuklarıyla alakalı her mevzuda hergün bakım uzmanlarının varlığının beraber ustalaşmış bir otoritenin varlığına da gerekseme duymaktadırlar.

Oysa çocuk bakımının, ustalaşma olmaksızın gerçekleşmesi gerekmez mi?

Yapılması ihtiyaç duyulan şeyi yalnız sezgilerimizle de bulamaz mıyız?

Peki, sezgileriyle bağını yitirmiş olan çağıl çağ anne babaları amacıyla bu iyi mi mümkün olabilir?

“Ebeveynliği Sezmek” kitabının yazarı Jennifer Day; “Ana baba olarak çocuğunuzun belirli bir tecrübe ve bağ arasında olması icap ettiğini hissettiğiniz, size bunun doğru bulunduğunu dile getiren içinizdeki o ses, açıklayamadığınız fakat ‘bildiğiniz’ o kanı, sizin sezginizdir işte. Hem de bir sonraki adımın ne işe yaradığını bilmediğiniz halde, ilk adımın başlaması icap ettiğini hissedersiniz. O ilk adımın doğru adım bulunduğunu kalbinizde ‘hissedersiniz’. Bu, bir hayli kereler açıklamakta yetersiz kaldığımız bir histir. Sezgilerimize güvenerek onları takip ettiğimizde, kaçınılmaz olarak iyi ya da doğru bir sonuç vermiş olduğumuzu fark ederiz. Buradaki anahtar, güvendir. Sezgilerimize güvenebilmek amacıyla ilk olarak onun farkına varabilmemiz ve sonrasında da sezgimizle hareket edecek özgüveni içimizde bulabilmemiz gerekir” der.

Sezgi ve içgüdü çoğunlukla birbirleriyle karıştırılan iki kavram. Bu mevzuda da Osho’nun sezgi ve içgüdü tanımlarına mekan vermenin yararlı olabileceğini düşünüyorum.

“Gövde kendi kendine reaksiyon verdiğinde, buna içgüdü denir.

Ruh kendi kendine reaksiyon verdiğinde, buna sezgi denir.

Birbirlerine emsellar, sadece birbirlerinden oldukca farklıdırlar.

İçgüdü bedene (gövdeye) aittir, kabadır, sezgi ise ruha aittir, inceliklidir.

Ve ikisi içinde düşünce, kısaca uzman yaşar.

Beyin, informasyon anlamına gelir ve katiyen kendi kendine reaksiyon vermez.

Informasyon katiyen organik olması imkansız.

İçgüdü akıldan daha derin, sezgi ise akıldan daha yüksektir.

Her ikisi de aklın ötesindedir ve her ikisi de iyidir.”

Kim bilir ebeveynlerin daha oldukca dinlenilmeye, şahsen bilgeliklerini keşfedebilmek amacıyla cesaretlendirilmeye ve öneri yerine de bilgiye gereksinimleri vardır yalnız.

Bu yazıya da şüpheyle yaklaşmanızı diler, Janusz Korczak’in mevzuyla alakalı bir alıntısıyla sözlerimi noktalamak isterim: “Hazır formülleriyle kitap, bakışımızı köreltti ve düşüncelerimizi tembelleştirdi. Başkalarının düşüncelerini ödünç ala ala, başkalarının fikir neticelerini araştırarak en azından kişisel bakışımızı, ret hakkımızı, kendimize güvenimizi yitirdik. Ana, yanından ayırmadığı kitaba dönüşüyor. Sanki kitap, yalnızca açıklamaları içermek amacıyla basılmış benzer biçimde. Kitabın, o olmayan bir başkasının sorgulamaları bulunduğunu, öznenin şahsen evladı olmayan bir diğer çocuk bulunduğunu, dönemin hakikaten bugün olmayan diğer bir an bulunduğunu ve kitabın yalnızca bir yapıt bulunduğunu unutuyor.”

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

GÜNDEM

SON YORUMLAR