Pazartesi, Mayıs 16, 2022
Ana SayfaMagazinAcısız tekamül | Yaşam

Acısız tekamül | Yaşam

Güzel kardeşim, ruhumun aynası,

Zorlanıyorsun bu sıralar hissediyorum. Bir mekanda takılı kaldın ve ilerleyemiyorsun. Sebebini bir türlü bulamıyorsun. Boşa koyuyorsun olmuyor, doluya koyuyorsun olmuyor. Bildiğini sandığın tekbir şey sana hizmet etmiyor. İşte bak bu aşamada haklısın. Bilmiyorsun, bilmiyorum ve bilmiyoruz. Belirsizlikten hoşlanmayan zihnimizin zindanında, acıdan tuzaklar kuruyoruz kendimize.

Var mısın benimle araştırmaya?

Ne süre karanlıklara düşsem, dualitenin kanunları gereği; ışığın da pek yakında bulunduğunun bilinciyle sualler soruyorum kendime ve kainata. Yanıtlar tek tek geliyor. Kimi zaman çetin sınavlarla doğal olarak ki! Bu sebeple kainat de bilincimizde sıçrama yapalım istiyor. Her seferinde bana “bu kainattı hepsi mümkün, sınırı olan olan senin algın” diyor. “Değişmeyen şey dönüşümün kendisidir” diye de mükemmel bir klişe var, biliyorsun. Buradan hareketle diyorum ki değişmeye devam etmeli ve durmadan dönüşmeliyiz. Yerimizde sayarsak, tekâmül iyi mi mümkün olsun? Sözcük anlamıyla bile bizlere yolu gösteren bu kavram spiral şeklinde aşama kaydediyor diye yazmıştım daha ilkin. Bir ileri, bir geri… Kimi zaman iki üç adım ileri sonrasında gene geri ve bu şekilde gidiyor işte… Neticeye erişmek amacıyla sadece durmadan yola devam edersek bir şansımız var. Bu fazlaca açılmıs değil mi? Yerküre oyununun hazzı de burada aslına bakarsanız.

Peki, biz neleri değişik yapsak oyunda birazcık daha ilerleriz?

Mükemmel bir sual ve mükemmel isyanlar kopuyor içimde. Çokluk benzer biçimde düşünemiyorum ben gene ve buna müteşekkirim. Katiyen saygısızlık değil yaptığım. O şekilde bir niyetim olsa BİZ’i bu denli önemsemezdim. Olsa olsa arada bir kurtarıcı olma kibri kaçıyordur içime fakat o da benim bizzat gölge yanım, affet kardeşim! Temizlemeyi, dönüştürmeyi nasip etsin Yaradan. Bizim odaklanmamız ihtiyaç duyulan, makro sistem ne söylüyor? Kalıplaşmış inançları terk etmek, bizlere hizmet etmeyen acıma duygusu dolu yollardan kurtulmak iyi mi mümkün? Uzunca bir vakittir “acı koşul değil” diyor benim içim. Bildiğim bütün öğretilerin tersine.

Burası birazcık duyarlı bir mevzu. Evet, acı diye fazlaca mukaddes bir şey var bu hayatta. Mükemmel da bir öğrenme metodu. Bir hayli öğreti de çile çekerek tekâmül edebilmeyi uzun uzun konu alıyor. Bana bakılırsa riziko de burada başlıyor. Bilgiden körleşme… Deneyimi ve AN’da mümkün olanı yok sayma…

Dünyanın belirli bir şuur düzeyine gelene kadar gereksinim duyan ve tabu kabul edilen bilgiler var kardeşim. Bu tarz şeyleri sorgulamıyoruz bile! Bir tek kabul ediyoruz. Böylelikle de sonsuz ihtimalleri sınırlamaya başlıyoruz. Hâlbuki kainat her AN tekrardan dağılıp, tekrardan kuruluyor. Ve şu günlerde beşinci boyut idrak düzeyinden söz ederken ben, bu biçim kalıpları asla kabul edesim gelmiyor.

Bu ne demek?

Bana taze taze inen bu gerçeği şöyleki özetleyebilirim; Üç boyut dünyasının dualite düşüncesi bizde kutuplu bir zihniyet düzeyi yaratıyor. Oysa NÖTR idrak düzeyi, bütün etiketlerin ötesinde her şeyin BİR oldukları, iyi ve kötünün kalmadığı bir yer… Beşinci boyut idrağı bizlerden bunu bekliyor. Şu demek oluyor ki kelimelerin, kavramların ötesinde bir tamamlanma dermanı. Ayrılıklara düşürmeyen, tekbir duygunun arasında de onun kölesi olmayacak kadar kısa müddetlerde kalabilmeyi mümkün kılan bir kavrayış… Bunu idrak etmek amacıyla kim bilir acının ne süre başladığına odaklanmak gerekir. Sahi acı ne süre adım atar? Bana bakılırsa, bir şeyin yokluğunu fark ettiğinde, bir şeyi kaybettiğinde ve ayrılıklara düştüğünde… O süre BİRLİK bilincinde olan bir zihin acıdan bu seviyede etkilenir mi kardeşim? Kabulü, teslimiyeti deneyimlemiş eğitimli ruhlar acı çeker mi artık? Ve peki bu seviyede bir idrak düzeyi amacıyla her kişi tıpkı acılı yolu yürümek zorunda mı? Devrim yapmak istediğim nokta tam da burası işte;

Bana bakılırsa değil! Şayet çocuklarımızı acımızdan beslenmiş şartlanmışlıklarla yetiştirirsek doğal olarak ki bilinçlerimizde sıçrama yapması imkansız, bol miktarda ayrılıklara düşeriz. Şayet onlara duyguların bi süre birşeyler bulunduğunu anlatabilirsek, onların sorumluluğunu alma ve düzenleyebilme kabiliyetlerini öğretirsek fazlaca şey değişmez mi? Acı medeniyeti, şuur düzeyi yüksek bir kültüre evirilmez mi? Ya sosyal dil? Bunu değiştirsek birazcık… “Beddua kötü dua vah vah”lardan ise çare ve eylemlere odaklansak… Acılarımızı taze kuşaklara çaresizliklerle aktarmasak artık!

Doğal olarak biliyorum arasından “davulun sesi uzaktan hoş gelir. Sen benim çektiğim acıyı çek de bak bakalım acele geçiyor muymuş?“ diyebilirsin. Ben de izin verirsen o süre şunu sorarım: “bu acıyı yaratabilmek amacıyla belkide ne kadar çabaladın? Ne kadar ısrar ettin öğrenilmemiş dersler üstünde? Neleri bırakamadın şimdi bile?” Tutunduklarımızı fark edelim güzel kardeşim. Hatırlarsan bundan önceki yazı da bırakmak üzerineydi. (BIRAKMAK)

Hemen bu bakış açıcıyla neleri değişik yapmak mümkün?

Bir tek sana acı veren birşeyleri paylaşmaktan vazgeç kardeşim. Doğal olarak ki kardeşlerinden bağış isteyeceksin fakat demeye çalıştığım şey acını yücelttiğin kadar iyi bilgileri, mutlulukları paylaş. Çevresinde iyi bir şey meydana getiren kardeşlerin var ise onları destekle. Terçih devamlı bizim en büyük gücümüz. Yaradan bu oyuna bizi serbest terçih hakkıyla yolladı. Her tercihin tek başına bir süre çizgisi yarattığını bilecek kadar kuantum konuştuk bu yerde. Lütfen artık kelamlarına, duygularına, eylemlerine ve seçimlerine haiz çık! Sen bir bebek olarak geldiğin bu dünyadan bir erişkin olarak ayrılacaksın. Ve yetişkinler bizzat diledikleri yaşamı yaratabilmenin sorumluluğunu almalıdırlar. Acıdan kör kuyularda boğulmak yerine ışığı görebildiğin, beraber cenneti düşleyebildiğin CAN’larla bilincini yükseltmeye odaklan kardeşim. İnsanız çoğumuz. Bu acı dolu frekans düzeyine elbet gene düşeceğiz. İşte o süre bu detayları anımsamak pek değerli olması bekleniyor. Ben düştüğümde sen, sen düştüğünde ben kaldıracağım seni. Bunu hep hatırla!

Ve bil ki şuur toplu olarak yükseldiğinde ACI diye bir kavram da kalmayacak! Buraya varana kadar zarafetle de acı çekilebileceğini ve süresinin kısaltılabileceğini hatırla! Bu hafta fazlaca güzel bir CAN’dan tam da bu noktaya emsal olabilecek bir hikâye dinledim ve yazımın iyi mi bir eş zamanlılıkla geldiğini fark ettim. İznin olursa bu örnekle esin vererek, huzurundan ayrılacağım kardeşim.

“Garp ülkelerinin birinde torunlarını fazlaca ufak yaşta yitirmiş bir büyük ana ve büyük baba, torunları amacıyla kabristana kütüphane yaptırmışlar. İçini de torunlarının en sevilmiş olduğu kitaplarla doldurmuşlar. Her insanın okuyabileceği bir meydana da ileti olarak “…..kitapları fazlaca severdi. Onu kitaplar vesilesiyle yaşatabilmek amacıyla, onun hatırasına bu kütüphaneyi hizmetinize sunuyoruz” benzer biçimde bir birşeyler yazmışlar.”

İlahi akın, bu denli fazlaca acının yaşandığı üçüncü boyut dünyamızı bilgelikler göstererek desteklerken ben de bizzat üstüme düşeni yapmadan edemedim. Bir ihtimal sen de bu örnekten benim kadar etkilenirsin.

Senden bir söz isterim:

Biz artık güzel birşeyleri konuşalım. Acıyı onurlandıran fakat müddetini kısaltan birşeyleri paylaşalım örnek olarak. Bu sebeple bunun fazlası da diğer çeşit bir bağımlılık dermanı yaratıyor ve sanki acısız ilerleme asla olmazmış benzer biçimde inançlar yaratıyoruz. Hâlbuki yaşam kolaylıkla ve neşeyle de akabilir. Bir vakittir deneyimliyorum ve kalbime hafiflik veren bu deneyimleri üleştirmek isterim.

Bunlar da bir sonraki yazıda…

Seni fazlaca seven kardeşin Nihan

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

GÜNDEM

SON YORUMLAR