Pazartesi, Mayıs 23, 2022
Ana SayfaMagazinDünya sinemasından bağımsız film önerileri - 3

Dünya sinemasından bağımsız film önerileri – 3

Bir Vakitler Anadolu’da

İzlerken çimento tozu şeklinde ince ince ciğerlerine inen, bittikten sonrasında içine taş şeklinde oturan ve yerleştiği mekanda kalan bir film. Ne vakit birinin konuşturduğunu dinlemediğine, hakikatı diliyle doğrulamaktan kaçındığına, bir hareketiyle bir sözüyle enerjisini göstermeye giriştiğine tanık olsan, ne vakit rüzgârda saçları uçuşan bir bayan görsen sahneleri gözünün önünden geçecek bir hikâye.

İki saat otuz bir dakika: Karakterleri de vakaları şeklinde izleyenin iliklerine işlerken geçen zaman. Biri savcı, biri tabip, biri muhtar, biri muhtarın kızı, biri de otopsi teknisyeni. Vaka söylediğim, cinayeti ışıklandırma yolunda yaşananlar değil. Gerçekleri açılmıs eden rahat, basit, hergün haller.

Muhtarın hanesindeki sofrada geçen konuşmalardan biri meselâ… Gece vakti hazırlatıp oturmuş olduğu sofrada, ona evlatlarından uzun uzun söz eden muhtara, “Oğlun var mı?” diye soruyor savcı. Muhtar yeniden ediyor her birinin ne yaptığını: “Söylediğim şeklinde…”. Kızlarına ilişkin söylediklerini iyi not etmiş, hangisi evli hangisi bekâr biliyor; fakat evlatları es mazi. Savcı Nusret, bu sahnede hemcinslerinin sıkıştırılmış bir tezahürü.

Bir vakitler Anadolu bu şekilde bir yerdi

Benzer sofrada muhtar, içerdeki minik kızına sesleniyor gelsin diye. Onlarca defa “Cemile… Cemile… Cemile…” diyor. Onlarca defa fakat… Yaşamış olduğu köyde bekleyebileceği tek şey evlenmek olan bir kız, ayrı bir odada, sofra başlangıcında onu beklediğini düşündüğü kısmetine hazırlanıyor güçle olası. Bahçede çamaşır toplarken, rüzgâr başındaki tülbenti uçuruveriyor. Cemile’nin saçları uçuşuyor. Bu sahne bağımsız, içerideki sofrayla bir alakası yok. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerindeki her sahnede her görüntünün, her konuşmanın bir manası var. Ceylan, anlatmak istediklerini ya direkt karakterlerine söyleten, kamerası aracılığı ile gösteren yada bunu çağrışımlar yaratarak gerçekleştiren bir yönetmen. Aynı Cannes Film Festivali’nde mükafat alırken etmiş olduğu sözler şeklinde, sahnelerini de ince ince hesaplayarak çekiyor. Bu filminin adını, ismini taşımış olduğu coğrafya (yereybilim yuvarbilim) amacıyla bir istek olarak okudum, okuyorum: Bir vakitler Anadolu bu şekilde bir yerdi. Cemile’ye dönersem, bizzat ismime, bu sahneden, filmin ismiyle birlikte çıkardığım şu: Bir Vakitler Anadolu, sadece rüzgâr başlarındaki tülbenti çıkardığında hanımefendilerin saçlarının uçuşabildiği bir yerdi.

Dokunulmazlığa uzanan el

Statüsünün verdiği kuvveti çevresindekilere göstermeye çalışan, bu kuvveti özüne kalkan icra eden biri iyi mi belirli olur? Buna ilk cevap veren gene Savcı Nusret. Kapıya kadar kendine birlikte rol alan Hekim Cemal’in omzunun yakınına bir dokunuşu var, bir büyüğün bir çocuğun omzuna vuruşu şeklinde üstten. Ve hekimin, onun bu hareketinden rahatsız oldukları an. Omzunda yetkin kabul etmezliğini belirli eden, dokunulmazlığına uzanan ele karşı hissettiğini açılmıs eden, kendi kendine bir bakış.

Gerçekten de Hekim Cemal, şahsını sürgün etmiş olduğu Anadolu’da, bir seviyede dokunulmaz bir meydanda yaşıyor. O da savcı şeklinde statüsünün verdiği kuvveti kullanıyor, öbürüne tepeden bakabiliyor. Fakat bunu hiç kimseye, hattâ cesede bile dokunmadan yapıyor. Üstünde yün kazağı, ceketiyle girmiş olduğu otopsi odasında görüyoruz bunu. Otopsi teknisyeni, cesedin akciğerlerindeki toprağı gösterip “Canlı canlı gömmüşler” diyor. Hekim ses çıkarmıyor, duruyor, sonrasında “O şekilde değil o” diye tepki veriyor göz teması kurmadan, “Sen bilmezsin” der şeklinde. Arkasını dönerek camdan dışarı bakarak olağan dışı bir vaziyete rastlanmadığını yazdırıyor kâtibe. Uygulaman durup uzun uzun bakıyor hekime. Hekim Cemal “Ne duruyorsun?” diyor. Sonrasında cesedi açma sesleri duyuluyor ve o esnada hekimin yüzüne kan sıçrıyor. Bu bir damla kanda gördüğüm, bastırılan, üstelik doğru sözü bastırılan alttakinin, hiddetini elinin altındaki aletle çıkardığı, fakat ne olursa olsun çıkardığı.

Bir Vakitler Anadolu’da, öldürülüp gömülen bir insanın cesedini arayan bir topluluk adamın yaşadıklarının ötesinde bir hikâye. Aylarca baş yorulan senaryo Nuri Bilge Ceylan, muhtar rolündeki Ercan Kesal ve fotoğrafçı, senarist Ebru Ceylan’a ilişik.

Bir tek Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinin Cannes Film Festivali’nde niçin dakikalarca ayakta alkışlandığını idrak etmek amacıyla değil, bununla beraber Anadolu’yu, kim ve ne olduğumuzu idrak etmek amacıyla de izlemeli.

Yazarın notu:

Ustalaşmış, günlük film eleştirisi değildir. Endüstriyel Amerikan sinemasını tacizkâr bulanlara, yerküre sinemasından bağımsız filmler önermek suretiyle kaleme alınmıştır.

BENZER HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

GÜNDEM

SON YORUMLAR